geçenlerde bi salaklık yaptım onu yazıcam. okulda bi arkadaşla karşılaştım, hoş beş hal hatırdan sonra, çocuk bana ee nasıl gidiyor dedi, ben gözlerimi uzaklara dikip "nası olsun be, bi günün diğerinden tek farkı değişen takvim yaprakları" dedim. siktirrrr yaaaaaaaa. sonra bütün gün boyunca güldüm buna. insan içinde böyle sikko laflar eden bi adam değilimdir, normalde olsa "nolsun, aynı be müdür" der geçerim. böyle bişeyi neden söyledim bilmiyorum.
aynı şeyleri bu satırlara yazmaktan çok sıkılmama rağmen yazıcam, çok sıkılıyorum, öyle böyle değil, tam sıkılmam artık diyorum, yine sıkılıyorum. sıkılmaktan usandım amına koyum. sanki kısır bi sıkılma döngüsüne girmiş gibiyim, günler birbirinin aynısı, hadi bi önceki günün aynısı olmasa 1 hafta öncekiyle ,1 ay öncekiyle aynı, o kadar ki gün içinde düşündüğüm şeyler bile aşağı yukarı aynı. eskisine göre düşünecek çok daha az mevzularım olmasına rağmen, düşünce yoğunluğu her geçen gün daha artıyo, an geliyo zamanın yavaşladığını hissediyorum lan. sıkıntı, bunaltı, dert, tasa bitmiyor. bunlardan kurtuluşu gitmekte buluyorum sürekli. neresi olursa, şimdi diil tabi, günü gelince (biliyorum çok geçmeden gittiğime pişman olurum ben, hiç bişi tasarladığım gibi olmaz ama gidicem). huzur istiyorum, beynimin derinliklerinden gelen sonsuz olmasada anlık fakat gerçek huzur kırıntıları. fakat hiç bulamayacak gibiyim sanki gün geçtikçe daha kötüye gidiyorum. belki derin bi bunalımın içindeyim, farkında değilim.
bre vezir olacak adam diyesim geliyo bazen vaz geçiyorum, bre ne amına koyum, bi de abe var, ona hiç girmek istemiyorum, hatta bi de haçen var ki evlere şenlik.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder