Ö dükkanı toparlamaya, ışıkları söndürmeye başladı. Daha erken değil mi dedim, bugün bizim günümüz akşam işi de pek yok zaten dedi, sen al şu anahtarı arabaya geç dedi, nereye dedim, karışma dedi. Gittim oturdum arabaya, dükkanı kilitleyip geldi. Arabayı çalıştırdı radyoyu açtı, Neşet Ertaş çalıyordu, Ö eşlik etmeye başladı. "Attın gurbet ellere, düştüm böyle hallere, bıraktın yad ellere, böyle olur mu?". Daldım. Bir süre sonra Ö nün dürtmesiyle kendime geldim. Sana diyorum, ne yiyelim ne istersin dedi, farketmez benim için dedim, tamam dedi. Bir süre sonra araba durdu, indik. Burası oktay lokantası, 24 saat açık, yemekleri iyidir dedi. İçeri girdik. Basbayağı bir esnaf lokantasıydı, fakat içerisi hayli kalabalıktı, gözümüze bir masa kestirip oturduk, ben mercimek istedim, Ö ezogelin, üstüne de birer tas kebabı. İşin ilginci yemekler gerçekten iyiydi. Yemekler biter bitmez hadi dedi gidiyoruz, tamam dedim. Arabaya bindik, aklım şarkıya takılmıştı, "böyle olur mu?".
Kısa süre sonra durduk, burası Gençlik parkı dedi. Güzelmiş dedim. Ortasında genişçe bir havuz bulunan, havuzun etrafı ağaçlarla kaplı, geniş sayılabilecek bir parktı burası. Bozkırın ortasında böyle bir yer görmek şaşırtmıştı beni. Havuzun hemen kenarında gazinolar vardı, birine girip oturduk. Bir büyük, biraz da meze söyledi Ö, bende mezelere beyaz peynirle kavunu ekledim. Dalıp gittiğin yeter, yıllar sonra karşılaşmışız kafa dağıtalım dedi. Sizin oralarda bildiğin temiz bir otel var mı benim için dedim, yüzü bir anda düştü. Küfürler yağdırmaya başladı, sen benim misafirimsin hiç bir yere bırakmam seni dedi. Düzeninizi bozmıyım ben, ısrar edip konuyu uzatma dedim. Ö evde karısı, iki çocuğu, annesi ve babasıyla kalıyordu. Yüzü iyice düştü, normalde saatlerce konuşup ikna etmeye çalışır, dil dökerdi, sadece peki dedi. Yalnız otelde kalmana izin vermem, benim dükkanın alt katında, bir somya var, üstüne bir yatak atarız, sobada var, tuvalette var, yemekleri de birlikte yeriz zaten, ne dersin dedi. Bak o olur işte dedim. Neşesi yerine geldi. Aslına bakarsak bu iyi olmuştu, cebimde öyle günlerce otelde kalacak kadar çok para yoktu.
Rakı ve mezeler geldi, garson rakıyı bardaklara koydu, başımızda fazla tünemeden bizi yalnız bıraktı. Sahnede dar parlament mavisi elbisesiyle, yüksek topuklarıyla ancak orta boylu olabilmiş, sarışın, orta yaşlı bir kadın, sanki ülkenin en güzel, en iyi solistiymişçesine şakıyordu. İki şarkı daha söyleyip, programının sonuna geldiğimizi üzülerek belirtti. Hiç ama hiç üzülmedim.
Ö işten çıkardığı çalışanın, nasıl para çaldığını, bir hafiye gibi günlerce iz sürüşünü, tüm ayrıntısıyla ve yeni detaylarla tekrar anlattı. Sahneden inen kadının yerine bir süre sonra elinde bağlamasıyla bir adam çıktı, herkesi selamlayıp Neşet Ertaş'tan Yalan Dünya'yla açılış yaptı, bağlamayı onun kadar iyi çalmıyordu, bu kesin, ama elinden geldiğince söyleyişini taklit ediyordu. Kader mi tesadüf mü bilmiyorum ama sürekli Neşet şarkılarıyla karşılaşmak hoşuma gidiyordu.
Ö anlattıkça anlatıyordu, konudan konuya geçiyordu, ben pek fazla konuşmuyordum, bunu sorun etmiyordu. İkimiz de halimizden memnunduk. Bir ara bir sessizlik anında, sanırım birazda alkolün etkisiyle aklımdan geçeni sesli olarak dile getirdim, "Böyle olur mu" dedim, anlamadım dedi, Ö nün sesiyle kendime geldim, buraya gelirken arabada çalan şarkıyı diyorum, adamdan isteyiver de söylesin dedim. Haa tamam dedi, garsonu çağırıp kulağına bişeyler fısıldadı. Bir müddet sonra adam söylemeye başlamıştı. "Dereler çağlar oldu, gözlerim ağlar oldu, gelmedin yıllar oldu, böyle olur mu?". Adam her böyle olur mu dediğinde ben de bu soruyu sordum içimden. Şarkı bittiğinde Ö, Neşet Almanya'ya gittiğinden beri taklitleri iyice çoğaldı, bu adam yine fena değilmiş dedi. Kafa mı salladım.
Gecenin sonlarına doğru kafam iyice güzel olmuştu ki, Ö hırsız çalışanını tekrar anlattı, yine sonuna kadar dinledim. Hesabı ödeyip kalktık. Arabada ısıtıcının sıcağıyla sızmışım.
Gözlerimi açtığımda, karanlık bir yerdeydim, dükkanın alt katında olduğumu düşünürken, bir anda ışık açıldı. 'O' karşımdaydı. Uyandım, karanlık bir yerdeydim, ışığın açılmasını bir süre bekledim, açılmadı. Gözlerim karanlığa alıştığında, dükkanın alt katında, Ö nün bahsettiği somyada yattığımı anladım. Somyanın yanında bir sehpa gördüm, üstünde dolu bir sürahi ve bardak, bir anahtar, açılmamış bir paket sigara ve kibrit gördüm. Ne kadar uyudum bilmiyorum. Ağzım kupkuruydu, biraz su içip bir sigara yaktım. Sonra fazlaca çabalasamda uyuyamadım. Bir kaç sigara daha içtikten sonra, güneş bozkıra hafifçe doğmaya başladı.
***