13 Aralık 2014 Cumartesi

hayırlısı

işte kaldık yine başbaşa müdür, selamsız sabahsız girdim muhabbete kusura bakma dicem ama, sen kim köpeksin de senden özür dilicem.
yazmamdan anlamışsındır yine bombok bi durumdayız. noldu dersen ben fiziksel olarak sırtımı döndüm, o bana ruhen sırtını döndü kısaca. napalım vardır bunda da bi hayır, demek ki yeterince sevememişiz, ya da sevgimizi belli edememişiz, ya da sevilememişiz, çünkü sevince hiç bi sorun olmaz diye bilirim, umarım, beklerim ben. ama olmayınca olmuyor demek ki, zorlayıp sık boğaz edip kendimizden daha da soğutmanın bi anlamı yok di mi.
ama yıkılma, neşetimiz var bizim, o derdimize, hüznümüze ortak olur.


19 Ekim 2014 Pazar

gader

"fakat allah kahretsin ki, sen nasıl bi gadersin?" sorusunu sorduğum yazının üstünden 11 gün geçtikten sonra, bu soruyu tekrar sordum, fakat tam tersi bi ruh haliyle. öyle bi kader ki napmaya çalıştığını anlamak mümkün değil. ne zaman büyük konuşsam çıkıyo, yine büyük konuştuk heralde, uzun süren duygusal çöküntünün içinden, bir ses, bir çift göz ve bir gülümseyiş yardımıyla bi anda sıyrıldım, sarı boyalı saçlarını doladı boynuma çekip çıkardı beni ordan mihriban, sevdiğim, dı dı dı dıdı dıdı dım.

bu blog denen pezevenge ilk kez mutluluk içeren bi şeyler yazıyom haa, Allah hayırlısını versin diyip duayla ve bir şarkıyla bitiriyorum yazıyı

23 Eylül 2014 Salı

yoksuzluk

mutsuzum, olur olmaz, sorun olsada olmasada, hayatımda iyi şeyler olsada olmasada mutsuzum. iyi diye tanımladığın şeyler anlık mutluluk nöbetleri versede geri kalanında mutsuzum. ne mutlu edebilir beni diye düşünüyorum, güzel bir kadın, para, ev, araba, şan şöhret? bir süre hepsi mutlu eder. sonunda yine mutsuzluk. mutlak mutluluk mümkün diil. sanırım asıl mesele mutlak mutluluğu aramamak ama ister istemez arıyosun, bu hayat sana bunu dayatıyo. sürekli mutluymuş gibi görünen hayatında her alanda mutlu olanlardan nefret ediyorum. gerçi hiç birşeye emek vermeyen, sabır göstermeyen, herşey sanki kendiliğinden olacakmış gibi yaşayan bi adamım, nasıl ve ne konuda başarı ve mutluluk bekliyorum ben kendimin amını ızdırabını sikiyim. mutsuzum ama o ayrı.

son zamanlarda yerel bi söyleniş bakımından tek harfi değiştirilerek söylenen bi kelime beni çok fazla etkiliyor. yoksulluk-->yoksuzluk. böyle güzel bir kelime olamaz. düşündükçe derinleşiyo. yokun bile yok olması, yokun yokluğunu çekmek. sen çok güzel kelimesin yoksuzluk. benim canımsın, çiğerimsin.




16 Eylül 2014 Salı

hassiktir

fakat kahretsin ki sen nasıl bi kadersin? adını anıyorum, 10 saniye geçmeden karşıma çıkasın tutuyo, rica ediyorum siktir git, bırak beni. sen çoktan bıraktın tamam da, kader bırakmıyo ama, salak saçma tesadüfler mi dersin yoksa rüyalarıma koyduğun ipotek mi? git artık iblis de bi melekti. peki bi sorum daha var, o gün ki halin neydi, gelip ağzıma girseydin, mal mısın sen gerçekten çok merak ediyorum. malsın, malın önde gidenisin, kafa yok sende kafa, olmayacakta, hassiktir git ya, bak bu siktirleri sadece sana değil, kendime de çekiyorum hassiktir ya.
iyice kafayı yedim, binbir tilki dolaşıyo aklımda, huzursuz olmaya o kadar alışmışım ki, kendimi husursuz edecek, kafaya takacak bişe buluyorum. ya neyse kendimin amına koyum. ben senin ağzına sıçıyım oldu mu, ben senin taa amına koyum ya, bırak beni rahat ya, rica ediyorum hassiktir bırak ya.







11 Ağustos 2014 Pazartesi

1 Ağustos 2014 Cuma

usantı

geçenlerde bi salaklık yaptım onu yazıcam. okulda bi arkadaşla karşılaştım, hoş beş hal hatırdan sonra, çocuk bana ee nasıl gidiyor dedi, ben gözlerimi uzaklara dikip "nası olsun be, bi günün diğerinden tek farkı değişen takvim yaprakları" dedim. siktirrrr yaaaaaaaa. sonra bütün gün boyunca güldüm buna. insan içinde böyle sikko laflar eden bi adam değilimdir, normalde olsa "nolsun, aynı be müdür" der geçerim. böyle bişeyi neden söyledim bilmiyorum.
aynı şeyleri bu satırlara yazmaktan çok sıkılmama rağmen yazıcam, çok sıkılıyorum, öyle böyle değil, tam sıkılmam artık diyorum, yine sıkılıyorum. sıkılmaktan usandım amına koyum. sanki kısır bi sıkılma döngüsüne girmiş gibiyim, günler birbirinin aynısı, hadi bi önceki günün aynısı olmasa 1 hafta öncekiyle ,1 ay öncekiyle aynı, o kadar ki gün içinde düşündüğüm şeyler bile aşağı yukarı aynı. eskisine göre düşünecek çok daha az mevzularım olmasına rağmen, düşünce yoğunluğu her geçen gün daha artıyo, an geliyo zamanın yavaşladığını hissediyorum lan. sıkıntı, bunaltı, dert, tasa bitmiyor. bunlardan kurtuluşu gitmekte buluyorum sürekli. neresi olursa, şimdi diil tabi, günü gelince (biliyorum çok geçmeden gittiğime pişman olurum ben, hiç bişi tasarladığım gibi olmaz ama gidicem). huzur istiyorum, beynimin derinliklerinden gelen sonsuz olmasada anlık fakat gerçek huzur kırıntıları. fakat hiç bulamayacak gibiyim sanki gün geçtikçe daha kötüye gidiyorum. belki derin bi bunalımın içindeyim, farkında değilim.
bre vezir olacak adam diyesim geliyo bazen vaz geçiyorum, bre ne amına koyum, bi de abe var, ona hiç girmek istemiyorum, hatta bi de haçen var ki evlere şenlik.

29 Temmuz 2014 Salı

çok



kafam çok güzel. çok özledim. seni değil, kendimi, mutlu olmalarımı. şimdi de mutluyum çoğu zaman, ama alışkanlıklar işte albayım. siz ne zaman tuğgeneral olcaksınız albayım. daha bunun tümü var, koru var, oru var. sana ne? tabi bana ne de albayım, merak ettim işte, bunda kızcak ne var. dişinizi sıksaydınız da general olduktan sonra emekli olsaydınız. ne? gerçi siz de haklısınız, ben ne oldum ki, siz yine albay olmuşsunuz. kızmayın bana, ben hiç olamıyorum albayım, hatta hiç bile olamıyorum. bazıları ne de güzel oluyor di mi lan albayım. lan dedim kusura bakma albayım, ağız alışkanlığı işte. bak hikmet bile olamıyorum albayım, lan falan diyorum size. ağzını bozma! hikmet olma derdinde değilim zaten, insan olabilsem keşke. neyse ne diyoduk, hah kelimeler, kelimeler bazı anl.. evet haklısınız, bunu konuşmuyoduk. kafam çok güzel, onu konuşuyoduk.

bu arada hayli zaman oldu harbiden.

23 Temmuz 2014 Çarşamba

sen?ben?

çok şarkı harcadım, ama çok. pişman mıyım, değilim. insan boşa gitmiş gibi hissediyor bazen, çünkü içlerinde çok esaslıları vardı. neyse yeniden şarkı biriktirmeye başladım, gün gelir tekrar gönülden söyleriz.

mesela bu:


22 Haziran 2014 Pazar

sus


Rüya, bütün çektiğimiz
Rüya kahrım, rüya zindan.
Nasıl da yılları buldu,
Bir mısra boyu maceram.

Sus, kimseler duymasın.
Duymasın ölürüm ha.
Aymışım yarı gece de
Seni bulmuşam sonra
Yağar bir yağmur sonra…

Bilmezler nasıl aradık birbirimizi,
Bilmezler nasıl sevdik birbirimizi,
İki yitik hasret,
İki parça can.

Sus, kimseler duymasın
Duymasın ölürem ha
Aymışam yarı gecede
Seni bulmuşam sonra,
Yağar bir yağmur sonra…
Yağıyor yeşil yeşil.

Bu şarkıyı aşık olacağım kadına armağan ediyorum...

3 Haziran 2014 Salı

böyle olur mu?


"Gelmedin yıllar oldu. Böyle olur mu?" Gerçekten yıl oldu ve o kadar hızlı geçti ki anlamadım nasıl böyle olduğunu. Herşeyi anladım, çözümledim, sildim, söktüm attım, yaktım, kazıdım. Ama herşeye rağmen bazı anlar, resimler, hatıralar bir yıla rağmen çok taze, hafızam iyi kaydetmiş demek o zamanları. Bakalım hayat daha neler göstercek, daha ne yıllar görcez. Şarkı çok güzel lan.

1 Haziran 2014 Pazar

bıraktın yalınız


çok sıkıldım gerçekten, yoruldum artık, aklıma başka yazacak bişe gelmiyor

25 Mayıs 2014 Pazar

Tüm haller/ Ah Muhsin Ünlü

"sen beni öpersen belki de ben fransız olurum
şehre inerim bir sinema yağmura çalar
otomobil icad olunur, zarifoğlu ölür
dünyadaki tüm zenciler kırk yaşından büyüktür.
-senegalliler dahil değil

sen beni öpersen belki de bulvarlar iltihablanır
çağdaş coğrafyalarda üretir cesetlerini siyaset bilimi
o vakit bir sufiyi darplarla gebertebilirsin
hayat bir yanıyla güzeldir canım, sen de güzelsin
-yoksa seni rahatsız mı ettim?

sen beni öpersen belki de aşkımız pratik karşılık bulur
ne ikna edici bir intihar girişimidir şimdi göz göze gelmek
elbette ata binmek gibidir seni sevmek sevgilim
elbette gayet rasyoneldir attan atlamak
-freud diye bir şey yoktur.

sen beni öpersen belki de ben gangsterleşirim
belki de şair olurum seni de aldırırım yanıma
bilesin; göğsümde hangi yöne açmış tek gülsün
yani ya bu eller öpülür, ya sen öldürülürsün.
-haydi iç de çay koyayım."

12 Mayıs 2014 Pazartesi

B.S 4

Eğer bu bozkır bensem, geceyi geçirdiğim bu karanlık oda da benim kalbimdir, yani bozkırın kalbindeyim diye düşündüm. Kendi yaptığım benzetmenin kötülüğüne güldüm kendi kendime. Güneş doğalı ne kadar oldu bilmiyorum, zamanın hiç bir önemi yok artık benim için, günler saatlerden değil sadece gece ve gündüzden ibaret.
Bir müddet sonra üst kattan sesler gelmeye başladı, anladım ki kahvenin açılma zamanı geldi. Ö kapıyı aralayıp içeri sokuldu sessizce, uyanık olduğumu görünce günaydınları, iyi uyuyabildinmileri, oh oh çok iyileri sıraladı. Hadi çay birazdan hazır olur kahvaltı yapalım deyip yukarı çıktı. Yüzümü yıkayıp yukarı çıktığım da ilk müşteri gelmişti bile, ardında ikincisi selam verip içeri girdi . Bunlar kapıda mı yatıyor diye sordum, bazen sabah dükkanı açmaya geliyorum kapıda bekliyor oluyorlar dedi, güldük. Sabahın köründe bir insan neden kahveye gelir diyecek oldum, kahvede yatan bir adam olarak soracağım soru kendime bile mantıklı gelmedi. Sonra kıraathanenin kahvehaneye daha sonra kahveye hatta Ankara ağzıyla gaveye dönüşmesini düşündüm. Simit var diye bir ses duydum, kapıdan kafasında bir tabla üstünde simitlerle bir adam içeri girdi. Ö atıldı ve iki simit ver bize dedi. Ankara simidi bu, bulamazsın her yerde dedi. Çay koydu, biraz beyaz peynir, zeytin, domates, salatalık, iki de haşlanmış yumurta çıkardı poşetlerden. Simit gerçekten güzeldi. Çok yiyemedim, bir sigara yaktım. Ö buna da sinirlendi ama ses etmedi.
Dükkan her geçen vakit kalabalıklaştı, sigara dumanı vakit geçtikçe daha da çoğaldı. Ö yardım etmeme gerek olmadığını söylesede tuttum işlerin ucundan, oraya elli iki ver, buraya ıstaka ver, şuranın boşunu al, yancıların tek çayını ver derken öğle ezanı okundu. Bunu duyan bir kısım müşteri oyunu yarıda bırakıp, yerine birilerini koymaya çalışırken, bir kısmı Allah affetsin deyip oyuna devam etti. Bir kısmınınsa umrunda bile olmadı. Şu kahveler ilginç yerler doğrusu, her türden adamı burada görmek mümkün.
Bir ara bahçedeki masalardan birine çay verirken, yan masadaki adamların yoldan geçen oldukça kötü giyimli bir kadını gösterip kendi aralarında gülüştüklerini gördüm. Bu gülüşmeler oldukça can sıkıcı geldi bana, Ö ye gidip kadının kim olduğunu sordum, Deli Hatice olduğunu söyledi. Mahalleye nereden geldi bilmiyoruz, otuzlu yaşlarda olması muhtemel dedi, bundan onbeş yıl önce bir anda çıkmış ortaya, polise bildirmişler, kimini kimsesini bulamamışlar dedi. O zamandan beri de sokaklarda kalırmış, ara sıra da Hatice'ye acıyan bazı mahalli evine alır, karnını doyurur, yıkar, yine sokağa salarmış. Kimseye bir zararı dokunmaz, çok zaruri olmadıkça konuşmaz dedi. O sırada Deli Hatice tekrar dükkanın önünden geçti. Ö Haticeyi çağırdı, bahçedeki masalardan birine oturttu. Bana üç şekerli bir çay yapıp vermemi söyleyip eve yemek getirmeye gitti. Gerçekten hiçbir şey yemek istemiyordum, ama bunu Ö ye söyleyip tartışmak istemedim. İçeri girip çayı hazırladım, kadının önüne bıraktım. Hatice oldukça kilolu görünüyordu, ama bunun nedeni sanırım kat kat üstüne giydiği eski kıyafetlerdi ve uzun zamandır mahalleli evine almıyor herhalde diye düşündüm, çünkü yaklaştığımda ağır bir koku yayılıyordu kadından. Fakat yüzüne baktığımda çok şaşırdım, kir içindeki alacalı yüzününde iki buz mavisi göz ve gözlerinde hüzün vardı.
Çayını içti, hiçbir şey söylemeden kalktı, yola koyuldu.  Ben arkasından bakarken, Ö elinde tepsiyle göründü.
****

10 Mayıs 2014 Cumartesi

müdür

ne yaptın müdür, nassın, beni soracak olursan çok yoruldum, hem de dünyanın en basit işlerinden, bir çok insanın rahatça yaptığı şeylerden yoruldum müdür. şöyle bi uyusam ama rahat bi 2 yıl sürse bu uyku, uyandığımda beynim pelte gibi olsa, yumuşacık, hiç bi şey bilmesem, ondan sonra beni karadeniz de bi dağ köyüne götürüp bıraksalar. sonrasını bilmiyorum, sonrasına bütün bunlar olduktan sonra karar vermek istiyorum, gerçi pelte kıvamında bi beyinle pek bişey beceremem müdür.
hiç bişey düşünmediğim, hiç bişeyin huzursuz, tedirgin etmediği, kaygılanmığım, sıkılmadığım, yorulmadığım anlar diliyorum kendime.
ben kendimin ızdırabını sikiyim.


bu yazıda şarkı yok anasını bacısını yedi ceddini gelmişini geçmişini besliyeni bezliyeni...

7 Mayıs 2014 Çarşamba

aylak

Aylaklık çok güzel meslek, yemin ederim, valla. Zamanında profesyonel olarak uğraştım, gerçekten çok güzel. Biraz bahsedeyim istersen? Bahset ağzına sıçtığım, biz bilmiyoz sanki. Azıcık dinlesen nolur şerefsiz. Tamam anlat.
Aylak: sf. İşsiz, boş gezen, avare (kimse). Avare: sf. (a:va:re) İşsiz, işsiz güçsüz, başıboş, aylak. Aylak ve avare kısır döngü gibi iki kelime, birbirlerinin anlamına gelip duruyor haytalar. Hayta: Başıboş, bir baltaya sap olamamış, apaş, serseri. Al işte zamanında haytaymışım da ayrıca. Bir gerçekle daha yüzyüze geldim. eee anlatıyodun. haa aylaktım işte, boş gezenin boş kalfası değil, boş gezmenin ustasıydım. Efenim öğle vakitlerinde evden çıkıyor, bir o yana bir bu yana boş geziyordum, kimi insanla muhabbet ediyor, çoğu insanı izliyordum. meh meh meh oyunculuğun temeli gözlem değil mi zaten azizim. Hasssssiktir ordan, sen nerden çıktın piç, bi de gelmiş meh meh diye sırıtıyo, azizim ne lan yıl olmuş 2014, sen hala azizim. Dur sıkıldım, biraz Oğuz Atay gibi anlatayım da aylaklığımı okuyucularımın beynini yakıyım.

NeysegeceyarılarındaevedönüyorsabahlarakadaroturuyoröğlenedoğruçıkıyordumyineevdendurbirazdaorayagideyimdurbirazdaburayagideyimdiyeboşboşgeziyorçoğunluklaoturuyodumsigaraylatanışıklığımızeskiyedayanıramahaşırneşirolmamızbugünlerdedirçünküsigaracandostudurhüzünlüykenmutluykenaçkentokkençaylakahveylesıçarkenkonuşurkensusarkendostlayalnızkenyanianlıcağınherzamaniçilirAmansigarayamethiyedüzmeyenbisenkaldıydınSananelanyavşakOgünlerdenbanabirhatıradaçoksevgili"winstonsoft"turNezamanbirininelindemasasındagörsemeskisevgilimigörmüşgibioluyorumZiraartıkucuzorospu"Victory"letakılıyorım
NeysedahayazasımgelmediLafınkısasıhalaaylağımÖylegesibağlarındadolanıpduruyorum.




5 Mayıs 2014 Pazartesi

bazen

Bazen bi bakışa, bi gülüşe, bi selama, bi söze, bi hale, bi tavıra öyle anlamlar yüklersin ki. Halbuki onlar sadece öylesine bi bakış, öylesine bi gülüş, öylesine bi selam, öylesine bi söz, öylesine bi hal, öylesine bi tavırdır. Bırak öylesine olsunlar, ne ne gerek senin anlam yüklemek, "sen kim köpeksin?" de anlam yükliceksin. Sen de haklısın. Sen de nasrettin oldun her boka haklısın. Bu arada nasrettin ney yaa, öyle isim mi olur be hoca.

çok sıkılıyorum günlük bozuntusu.

günün anlam ve önemine ithafen bir şarkı: 

1 Mayıs 2014 Perşembe

sevgili günlük

bugün uyandım, elimi yüzümü yıkadım, bi kahvaltı, sonra çıktım evden, dekor mekor, onları taşı yerleştir geyik muhabbet derken akşam oldu. "akşam gidiyoz mu?" günlük. neyse günlük pek diceğim bişey yok, bugün de kayda değer bişey olmadı.

ortaokulda türkçeçi (türkçe alıp satan kadın/erkek) günlük yazdırırdı. tarihi atar sonra uyandım okula gittim geldim uyudum kayda değer bişey olmadı yazardım. bir ortaokul bebesinin kayda değer neyi olcak günlük. o günlerden yazar olamayacağım belliydi, bak amına kodumun günlüğü iyi bir yazar demiyorum, alelade bi yazar bile olmaz benden. üşengeç adamdan bi bok olmaz günlük. insan üşendi mi hoşlandığı insanın peşinden gidesi bile gelmiyo. allah kimseyi üşendirmesin.

neyse yine ortaokulda, ramazan ayında bana mektup yazıp aşkını ilan eden kızın mektubunu, iftardan sonra 3 arkadaş okumuştuk, sonra kıza olumsuz yanıt verdim, kız herkesin içinde tahtaya çıkıp önce adımı altına da seni seviyorum yazdı, utandım, yapma dedim etme dedim, dinletemedim, seni müdür müavinine şikayet ederim dedim, blöf yapıp hocanın odasına yürüdüm, blöfüm tuttu, kız tahtadaki yazıyı silmek yerine benim ismimi silip eski sevgilisinin adını yazdı.  bi kaç gün sonra mektubu birlikte okuduğum arkadaşlarımdan biri mektubu kıskanıp bu kız banada aşkını itiraf etti demişti. ortaokulda insan aşk mektubu mu kıskanır günlük. bu absürd olayla başlayan gönül meselelerimin ilerde de iyi olmayacağını ortaokul bebesi halimle kestiremezdim tabi.

bunları niye mi anlatıyorum? be ağzına sıçtığımın günlüğü sen kimsin de ben sana bişey anlatıyım, kendini nimetten mi sayıyosun canım sıkıldı yazıyorum alla allaaaa.

o zaman bi şarkı patlatalım




25 Nisan 2014 Cuma

akli

akıl sağlığımdan şüphe ediyorum. akli melekelerim yerinde değil. tuhaf rastlantılar tuhaf temaslar, önüne geçemediğim bir deliliğe dönüşmüş gibi sanki. sanki gerçekten yengecim var artık ya da içimde iki tane var benden. tartışıp duruyoruz, hiç bir konuda görüş birliğinde olduğumuz olmuyor sanırım, eskiden tek başımayken çok olurdu, şimdi insanların içindeyken de kendimle tartışıyorum. 
bazen güzel fikir terakkilerinde bulunuyoruz. sonuçta ittihat ve terakki önemli, hatta misaki milli sınırlarımızı da korumamız lazımdı, neyse bakarsın bir gece ansızın 82musul, 83kerkük, 84suriye, 85 oniki adalar. hepsine sosyalizmi getiriveririz ama turancı bir sosyalistlik olsun bu, önderlere de reis diyelim, onlarda bize uyyy uşağum desin. naptın müdür diyelim, afet hoca geliyi hihihihihihi desinler embesil embesil. bizden çıkan önder anca bu kadar olur. ağzının ortasına iki tane vurup siktir çekebileceğimiz önder olsunlar, canımız istediğinde ağzına biber gazı kapsulu sokmakla tehdit falan edelim. 
bi de unutmadan haram geceler var, haram falan değil aslında kafayı koydum mu uyuyom, tasasızlık ne güzel lan, eskiden döne döne uyuyamazdım amına yarramı kökleyim. çok cinsiyetçisin, anan da cinsiyetçi sanane gavatın bebesi.



pilli


Neler buldum ne kaybettim 
Ne beklerdim hiç bilmezdim 
İçine düştüğüm nefret 
Biraz miras biraz alınteri 

Her şeyden vaz geçiyor insan 
Değişmiyor Değişmiyor Değişmiyor yalan dolan 

Tuhaf rastlantılar tuhaf temaslar 


Önüne geçemediğim bir deliliğe dönüşmüş
Almış başımı gidiyor



18 Mart 2014 Salı

!

".....Sen, yalnız iyi programlarımı dinlemek istedin. Alaturka çaldığım zaman düğmemi kapatmak istedin. Belki gerçek canavar ben değilim."


8 Mart 2014 Cumartesi

"çok konuşan"

Hayatım boyunca çevremde hep "çok konuşan" oldu. Büyükbabam, babam, amcam, yaşar, şimde de özkan ve daha niceleri("gereksiz çok konuşan"ları siktir et, onlardan bahsetmiyorum, onların amınakoyum). Garip bir şekilde diğer insanlar onlar konuşmaya başlayınca öff pöff çekmeye başlasalar da (çoğunda ilk önce en yakınları öff pöff demeye başlıyo) ben de ilginç bir şekilde ilgi uyandırıyorlar, dinliyorum.

Şu biten 25 yıldan sonra anladım ki kesin bir şekilde bende onlardan biriyim. Gerekli gereksiz, olur olmaz, saygılı saygısız konuşuyorum, muhabbet olsun yeter.

Ama susmak istiyorum bazen, çok uzun susmak istiyorum, hiç konuşmak istemiyorum. Ama pek beceremiyorum. Sanırım "çok konuşan" genlerim engel oluyor bana. Derdim nedir onu da bilmiyorum, neden konuşmak istediğimi ve neden susmak istediğimi bilmiyorum. Bir çokları binlerce açıklama getirir buna, getircekleri açıklamaların amınakoyum, her siki çok biliyorlar. Onların analarını avratlarını sülalelerini sikiyim. Sanane lan gavat ister konuşurum ister susarım.

Bazen de anlaşılmak istiyor insan. (Muhabbet buraya nerden geldi? Sanane amcık, sanane ya) Biri çıksın karşısına sadece gözlerine bakıp aklından, dahası gönlünden geçenleri anlasın. Ama böyle ömür geçmez tabi, bazen öyle bir muhabbet dönsün ki o insanla günler gecelere, geceler gündüzlere bağlansın istiyor. Böyle isteklere ağız büküp açıklamaya çalışan, karakter analizi yapacak olan senin de amınakoyum, sanane amın evladı her sike maydonozsun, bırak beni rahat ya. Her sike ötme, dur kenarda.

*Bu blogda yazdıklarımı da yazarken iyi de sonra okuyunca bi sike benzetemiyorum. Silsem mi diyorum, sonra ona da üşeniyorum. Neyse al o zaman:

Ben olayım yanağına
yüzüne gurban olduğum


25 Şubat 2014 Salı

teo

- Evet, dedi. Ben de seni aldattım.
- Ben senin ananın amını sikiyim iyi bok yedin aferin.

7 Şubat 2014 Cuma

B.S. 3

Ö dükkanı toparlamaya, ışıkları söndürmeye başladı. Daha erken değil mi dedim, bugün bizim günümüz akşam işi de pek yok zaten dedi, sen al şu anahtarı arabaya geç dedi, nereye dedim, karışma dedi. Gittim oturdum arabaya, dükkanı kilitleyip geldi. Arabayı çalıştırdı radyoyu açtı, Neşet Ertaş çalıyordu, Ö eşlik etmeye başladı. "Attın gurbet ellere, düştüm böyle hallere, bıraktın yad ellere, böyle olur mu?". Daldım. Bir süre sonra Ö nün dürtmesiyle kendime geldim. Sana diyorum, ne yiyelim ne istersin dedi, farketmez benim için dedim, tamam dedi. Bir süre sonra araba durdu, indik. Burası oktay lokantası, 24 saat açık, yemekleri iyidir dedi. İçeri girdik. Basbayağı bir esnaf lokantasıydı, fakat içerisi hayli kalabalıktı, gözümüze bir masa kestirip oturduk, ben mercimek istedim, Ö ezogelin, üstüne de birer tas kebabı. İşin ilginci yemekler gerçekten iyiydi. Yemekler biter bitmez hadi dedi gidiyoruz, tamam dedim. Arabaya bindik, aklım şarkıya takılmıştı, "böyle olur mu?".
Kısa süre sonra durduk, burası Gençlik parkı dedi. Güzelmiş dedim. Ortasında genişçe bir havuz bulunan, havuzun etrafı ağaçlarla kaplı, geniş sayılabilecek bir parktı burası. Bozkırın ortasında böyle bir yer görmek şaşırtmıştı beni. Havuzun hemen kenarında gazinolar vardı, birine girip oturduk. Bir büyük, biraz da meze söyledi Ö, bende mezelere beyaz peynirle kavunu ekledim. Dalıp gittiğin yeter, yıllar sonra karşılaşmışız kafa dağıtalım dedi. Sizin oralarda bildiğin temiz bir otel var mı benim için dedim, yüzü bir anda düştü. Küfürler yağdırmaya başladı, sen benim misafirimsin hiç bir yere bırakmam seni dedi. Düzeninizi bozmıyım ben, ısrar edip konuyu uzatma dedim. Ö evde karısı, iki çocuğu, annesi ve babasıyla kalıyordu. Yüzü iyice düştü, normalde saatlerce konuşup ikna etmeye çalışır, dil dökerdi, sadece peki dedi. Yalnız otelde kalmana izin vermem, benim dükkanın alt katında, bir somya var, üstüne bir yatak atarız, sobada var, tuvalette var, yemekleri de birlikte yeriz zaten, ne dersin dedi. Bak o olur işte dedim. Neşesi yerine geldi. Aslına bakarsak bu iyi olmuştu, cebimde öyle günlerce otelde kalacak kadar çok para yoktu.
Rakı ve mezeler geldi, garson rakıyı bardaklara koydu, başımızda fazla tünemeden bizi yalnız bıraktı. Sahnede dar parlament mavisi elbisesiyle, yüksek topuklarıyla ancak orta boylu olabilmiş, sarışın, orta yaşlı bir kadın, sanki ülkenin en güzel, en iyi solistiymişçesine şakıyordu. İki şarkı daha söyleyip, programının sonuna geldiğimizi üzülerek belirtti. Hiç ama hiç üzülmedim.
Ö işten çıkardığı çalışanın, nasıl para çaldığını, bir hafiye gibi günlerce iz sürüşünü, tüm ayrıntısıyla ve yeni detaylarla tekrar anlattı. Sahneden inen kadının yerine bir süre sonra elinde bağlamasıyla bir adam çıktı, herkesi selamlayıp Neşet Ertaş'tan Yalan Dünya'yla açılış yaptı, bağlamayı onun kadar iyi çalmıyordu, bu kesin, ama elinden geldiğince söyleyişini taklit ediyordu. Kader mi tesadüf mü bilmiyorum ama sürekli Neşet şarkılarıyla karşılaşmak hoşuma gidiyordu.
Ö anlattıkça anlatıyordu, konudan konuya geçiyordu, ben pek fazla konuşmuyordum, bunu sorun etmiyordu. İkimiz de halimizden memnunduk. Bir ara bir sessizlik anında, sanırım birazda alkolün etkisiyle aklımdan geçeni sesli olarak dile getirdim, "Böyle olur mu" dedim, anlamadım dedi, Ö nün sesiyle kendime geldim, buraya gelirken arabada çalan şarkıyı diyorum, adamdan isteyiver de söylesin dedim. Haa tamam dedi, garsonu çağırıp kulağına bişeyler fısıldadı. Bir müddet sonra adam söylemeye başlamıştı. "Dereler çağlar oldu, gözlerim ağlar oldu, gelmedin yıllar oldu, böyle olur mu?". Adam her böyle olur mu dediğinde ben de bu soruyu sordum içimden. Şarkı bittiğinde Ö, Neşet Almanya'ya gittiğinden beri taklitleri iyice çoğaldı, bu adam yine fena değilmiş dedi. Kafa mı salladım.
Gecenin sonlarına doğru kafam iyice güzel olmuştu ki, Ö hırsız çalışanını tekrar anlattı, yine sonuna kadar dinledim. Hesabı ödeyip kalktık. Arabada ısıtıcının sıcağıyla sızmışım.
Gözlerimi açtığımda, karanlık bir yerdeydim, dükkanın alt katında olduğumu düşünürken, bir anda ışık açıldı. 'O' karşımdaydı. Uyandım, karanlık bir yerdeydim, ışığın açılmasını bir süre bekledim, açılmadı. Gözlerim karanlığa alıştığında, dükkanın alt katında, Ö nün bahsettiği somyada yattığımı anladım. Somyanın yanında bir sehpa gördüm, üstünde dolu bir sürahi ve bardak, bir anahtar, açılmamış bir paket sigara ve kibrit gördüm. Ne kadar uyudum bilmiyorum. Ağzım kupkuruydu, biraz su içip bir sigara yaktım. Sonra fazlaca çabalasamda uyuyamadım. Bir kaç sigara daha içtikten sonra, güneş bozkıra hafifçe doğmaya başladı.
***

6 Şubat 2014 Perşembe

Biliyorum Sana Giden

Biliyorum sana giden yollar kapalı 
Üstelik sen de hiç bir zaman sevmedin beni 

Ne kadar yakından ve arada uçurum; 
İnsanlar, evler, aramızda duvarlar gibi 

Uyandım uyandım, hep seni düşündüm 
Yalnız seni, yalnız senin gözlerini 

Sen Bayan Nihayet, sen ölümüm kalımım 
Ben artık adam olmam bu derde düşeli 

Şimdilerde bir köpek gibi koşuyorum ordan oraya 
Yoksa gururlu bir kişiyim aslında, inan ki 

Anımsamıyorum yarı dolu bir bardaktan su içtiğimi 
Ve içim götürmez kenarından kesilmiş ekmeği 

Kaç kez sana uzaktan baktım 5.45 vapurunda; 
Hangi şarkıyı duysam, bizimçin söylenmiş sanki 

Tek yanlı aşk kişiyi nasıl aptallaştırıyor 
Nasıl unutmuşum senin bir başkasını sevdiğini 

Çocukça ve seni üzen girişimlerim oldu; 
Bağışla bir daha tekrarlanmaz hiçbiri 

Rastlaşmamak için elimden geleni yaparım 
Bu böyle pek de kolay değil gerçi... 

Alışırım seni yalnız düşlerde okşamaya; 
Bunun verdiği mutluluk da az değil ki 

Çıkar giderim bu kentten daha olmazsa, 
Sensizliğin bir adı olur, bir anlamı olur belki 

İnan belli etmem, seni hiç rahatsız etmem, 
Son isteğimi de söyleyebilirim şimdi: 

Bir geceyarısı yazıyorum bu mektubu 
Yalvarırım onu okuma çarşamba günleri

Cemal Süreya

18 Ocak 2014 Cumartesi

B.S. 2

Mamak'ta asker arkadaşım Ö'nün yanında kalacağım. Ö orta boylu, hafif uzun dağınık saçları olan, bir mahalle kahvehanesi işletmesine rağmen oldukça giyimine kuşamına dikkat eden, kadın ve futbol hastası, inanılmaz bir hafızaya sahip, müşterileri tarafından çok konuşması dışında sevilen bir adam. Benimde şu hayatta nadir sevdiğim insanlardan, basit bir asker arkadaşı değil benim için, çok konuşması bile hoşuma gidiyor, anlatığı hikayeleri ancak üçüncü ya da dördüncü kez anlattığında sıkılıyorum, hatta bazı hikayeleri var ki, tekrar anlatması için ısrar ediyorum. Anlattığı olayları/öyküleri her defasında tekrar yaşıyor, her defasında yeni ayrıntılar hatırlıyor, hatırlayamadığı yerde hayal gücü devreye giriyor. Benim üstümdeyse hipnoz etkisi yaratıyor adeta.
***
Yıllardır cüzdanımda duran adresinin yazılı olduğu buruşuk kağıtla dükkanda içeri girdim. Ö elinde bir tepsi çay dağıtıyordu, radyo da Ferdi Tayfur çalıyordu, bir masaya oturdum on dakika boyunca beni farketmedi, çay ver buraya diye seslendim, sesimi hemen tanıdı. Telefonda onu ziyarete geleceğimi söylemiştim ama gününden bahsetmemiştim. Bütün işini bırakıp geldi kucaklaştık, sohbete koyulduk. Bir müddet sonra kahvenin ihtiyarları homurdanmaya başladı, homurtuları duymuyordu, anlatıyordu sadece, homurtular yükselince, elemanı kovdum işlere yetişemiyorum dedi. Çenendendir senin işe yetişememen, hadi sen çayları yap ben dağıtıyım dedim, önce gülümsedi sonra birden yüzü asıldı, okkalı bir küfür sallayıp sen misafirsin dedi, ben de okkalı bir küfür salladım, çayları yaptı, dağıttım. Akşama kadar bir yandan sohbet edip, bir yandan çay dağıttık, havanın kararmasıyla birlikte kahve sakinleri birer birer dağıldı, büyük bir sessizlik çöktü. Birer çay yaptı, birer sigara yaktık. Nerden attı bu rüzgar dedi, 'O' na gidiyorum dedim. Anlamıştım dedi. Bir hafta senin başındayım dedim, bir hafta ne, istediğin kadar dedi. Sağol dedim. Sustu, sustu, neden şimdi dedi. 'O' haberi söyledim, yine sustu. Böyle konuşkan neşeli bir adamın bile içini kararttığım için kendime küfürler savurdum. Lafı değiştirdim, neden kovdun elemanı dedim, üzgün suratı bir anda nefretle yırtıldı, emeğimi çalıyordu pezevenk dedi, aylarca yaptığı takipleri, çay bardak şeker hesaplarını ince ince anlattı anlattı, anlattıkça rahatladı rahatladı, tüm nefretini kustu, durdu. Güldüm, gülme dedi, kızma dedim, geçti dedi.
***

9 Ocak 2014 Perşembe

..

Bilinç altı çok garip, sanki silmiyor hiç birşeyi, bi gün bi rüyada karşısına çıkıveriyor yıllar öncesi tüm ayrıntısıyla. Sanki uykuya yatmadan hemen önce gerçekleşmiş gibi. Uzun zaman olmasına rağmen hala rüyalarımda görüyorum, bazen çok güzel, bazen çok kötü oluyor bu rüyalar. Ama artık sıkıldım. Zaten sıkılmadığın bi sik mi var götünü siktiğim. Sende haklısın. Haklıyım tabi piç. Tamam sus, ne diyodum, aklımdakiler uçtu gitti.