25 Mayıs 2014 Pazar

Tüm haller/ Ah Muhsin Ünlü

"sen beni öpersen belki de ben fransız olurum
şehre inerim bir sinema yağmura çalar
otomobil icad olunur, zarifoğlu ölür
dünyadaki tüm zenciler kırk yaşından büyüktür.
-senegalliler dahil değil

sen beni öpersen belki de bulvarlar iltihablanır
çağdaş coğrafyalarda üretir cesetlerini siyaset bilimi
o vakit bir sufiyi darplarla gebertebilirsin
hayat bir yanıyla güzeldir canım, sen de güzelsin
-yoksa seni rahatsız mı ettim?

sen beni öpersen belki de aşkımız pratik karşılık bulur
ne ikna edici bir intihar girişimidir şimdi göz göze gelmek
elbette ata binmek gibidir seni sevmek sevgilim
elbette gayet rasyoneldir attan atlamak
-freud diye bir şey yoktur.

sen beni öpersen belki de ben gangsterleşirim
belki de şair olurum seni de aldırırım yanıma
bilesin; göğsümde hangi yöne açmış tek gülsün
yani ya bu eller öpülür, ya sen öldürülürsün.
-haydi iç de çay koyayım."

12 Mayıs 2014 Pazartesi

B.S 4

Eğer bu bozkır bensem, geceyi geçirdiğim bu karanlık oda da benim kalbimdir, yani bozkırın kalbindeyim diye düşündüm. Kendi yaptığım benzetmenin kötülüğüne güldüm kendi kendime. Güneş doğalı ne kadar oldu bilmiyorum, zamanın hiç bir önemi yok artık benim için, günler saatlerden değil sadece gece ve gündüzden ibaret.
Bir müddet sonra üst kattan sesler gelmeye başladı, anladım ki kahvenin açılma zamanı geldi. Ö kapıyı aralayıp içeri sokuldu sessizce, uyanık olduğumu görünce günaydınları, iyi uyuyabildinmileri, oh oh çok iyileri sıraladı. Hadi çay birazdan hazır olur kahvaltı yapalım deyip yukarı çıktı. Yüzümü yıkayıp yukarı çıktığım da ilk müşteri gelmişti bile, ardında ikincisi selam verip içeri girdi . Bunlar kapıda mı yatıyor diye sordum, bazen sabah dükkanı açmaya geliyorum kapıda bekliyor oluyorlar dedi, güldük. Sabahın köründe bir insan neden kahveye gelir diyecek oldum, kahvede yatan bir adam olarak soracağım soru kendime bile mantıklı gelmedi. Sonra kıraathanenin kahvehaneye daha sonra kahveye hatta Ankara ağzıyla gaveye dönüşmesini düşündüm. Simit var diye bir ses duydum, kapıdan kafasında bir tabla üstünde simitlerle bir adam içeri girdi. Ö atıldı ve iki simit ver bize dedi. Ankara simidi bu, bulamazsın her yerde dedi. Çay koydu, biraz beyaz peynir, zeytin, domates, salatalık, iki de haşlanmış yumurta çıkardı poşetlerden. Simit gerçekten güzeldi. Çok yiyemedim, bir sigara yaktım. Ö buna da sinirlendi ama ses etmedi.
Dükkan her geçen vakit kalabalıklaştı, sigara dumanı vakit geçtikçe daha da çoğaldı. Ö yardım etmeme gerek olmadığını söylesede tuttum işlerin ucundan, oraya elli iki ver, buraya ıstaka ver, şuranın boşunu al, yancıların tek çayını ver derken öğle ezanı okundu. Bunu duyan bir kısım müşteri oyunu yarıda bırakıp, yerine birilerini koymaya çalışırken, bir kısmı Allah affetsin deyip oyuna devam etti. Bir kısmınınsa umrunda bile olmadı. Şu kahveler ilginç yerler doğrusu, her türden adamı burada görmek mümkün.
Bir ara bahçedeki masalardan birine çay verirken, yan masadaki adamların yoldan geçen oldukça kötü giyimli bir kadını gösterip kendi aralarında gülüştüklerini gördüm. Bu gülüşmeler oldukça can sıkıcı geldi bana, Ö ye gidip kadının kim olduğunu sordum, Deli Hatice olduğunu söyledi. Mahalleye nereden geldi bilmiyoruz, otuzlu yaşlarda olması muhtemel dedi, bundan onbeş yıl önce bir anda çıkmış ortaya, polise bildirmişler, kimini kimsesini bulamamışlar dedi. O zamandan beri de sokaklarda kalırmış, ara sıra da Hatice'ye acıyan bazı mahalli evine alır, karnını doyurur, yıkar, yine sokağa salarmış. Kimseye bir zararı dokunmaz, çok zaruri olmadıkça konuşmaz dedi. O sırada Deli Hatice tekrar dükkanın önünden geçti. Ö Haticeyi çağırdı, bahçedeki masalardan birine oturttu. Bana üç şekerli bir çay yapıp vermemi söyleyip eve yemek getirmeye gitti. Gerçekten hiçbir şey yemek istemiyordum, ama bunu Ö ye söyleyip tartışmak istemedim. İçeri girip çayı hazırladım, kadının önüne bıraktım. Hatice oldukça kilolu görünüyordu, ama bunun nedeni sanırım kat kat üstüne giydiği eski kıyafetlerdi ve uzun zamandır mahalleli evine almıyor herhalde diye düşündüm, çünkü yaklaştığımda ağır bir koku yayılıyordu kadından. Fakat yüzüne baktığımda çok şaşırdım, kir içindeki alacalı yüzününde iki buz mavisi göz ve gözlerinde hüzün vardı.
Çayını içti, hiçbir şey söylemeden kalktı, yola koyuldu.  Ben arkasından bakarken, Ö elinde tepsiyle göründü.
****

10 Mayıs 2014 Cumartesi

müdür

ne yaptın müdür, nassın, beni soracak olursan çok yoruldum, hem de dünyanın en basit işlerinden, bir çok insanın rahatça yaptığı şeylerden yoruldum müdür. şöyle bi uyusam ama rahat bi 2 yıl sürse bu uyku, uyandığımda beynim pelte gibi olsa, yumuşacık, hiç bi şey bilmesem, ondan sonra beni karadeniz de bi dağ köyüne götürüp bıraksalar. sonrasını bilmiyorum, sonrasına bütün bunlar olduktan sonra karar vermek istiyorum, gerçi pelte kıvamında bi beyinle pek bişey beceremem müdür.
hiç bişey düşünmediğim, hiç bişeyin huzursuz, tedirgin etmediği, kaygılanmığım, sıkılmadığım, yorulmadığım anlar diliyorum kendime.
ben kendimin ızdırabını sikiyim.


bu yazıda şarkı yok anasını bacısını yedi ceddini gelmişini geçmişini besliyeni bezliyeni...

7 Mayıs 2014 Çarşamba

aylak

Aylaklık çok güzel meslek, yemin ederim, valla. Zamanında profesyonel olarak uğraştım, gerçekten çok güzel. Biraz bahsedeyim istersen? Bahset ağzına sıçtığım, biz bilmiyoz sanki. Azıcık dinlesen nolur şerefsiz. Tamam anlat.
Aylak: sf. İşsiz, boş gezen, avare (kimse). Avare: sf. (a:va:re) İşsiz, işsiz güçsüz, başıboş, aylak. Aylak ve avare kısır döngü gibi iki kelime, birbirlerinin anlamına gelip duruyor haytalar. Hayta: Başıboş, bir baltaya sap olamamış, apaş, serseri. Al işte zamanında haytaymışım da ayrıca. Bir gerçekle daha yüzyüze geldim. eee anlatıyodun. haa aylaktım işte, boş gezenin boş kalfası değil, boş gezmenin ustasıydım. Efenim öğle vakitlerinde evden çıkıyor, bir o yana bir bu yana boş geziyordum, kimi insanla muhabbet ediyor, çoğu insanı izliyordum. meh meh meh oyunculuğun temeli gözlem değil mi zaten azizim. Hasssssiktir ordan, sen nerden çıktın piç, bi de gelmiş meh meh diye sırıtıyo, azizim ne lan yıl olmuş 2014, sen hala azizim. Dur sıkıldım, biraz Oğuz Atay gibi anlatayım da aylaklığımı okuyucularımın beynini yakıyım.

NeysegeceyarılarındaevedönüyorsabahlarakadaroturuyoröğlenedoğruçıkıyordumyineevdendurbirazdaorayagideyimdurbirazdaburayagideyimdiyeboşboşgeziyorçoğunluklaoturuyodumsigaraylatanışıklığımızeskiyedayanıramahaşırneşirolmamızbugünlerdedirçünküsigaracandostudurhüzünlüykenmutluykenaçkentokkençaylakahveylesıçarkenkonuşurkensusarkendostlayalnızkenyanianlıcağınherzamaniçilirAmansigarayamethiyedüzmeyenbisenkaldıydınSananelanyavşakOgünlerdenbanabirhatıradaçoksevgili"winstonsoft"turNezamanbirininelindemasasındagörsemeskisevgilimigörmüşgibioluyorumZiraartıkucuzorospu"Victory"letakılıyorım
NeysedahayazasımgelmediLafınkısasıhalaaylağımÖylegesibağlarındadolanıpduruyorum.




5 Mayıs 2014 Pazartesi

bazen

Bazen bi bakışa, bi gülüşe, bi selama, bi söze, bi hale, bi tavıra öyle anlamlar yüklersin ki. Halbuki onlar sadece öylesine bi bakış, öylesine bi gülüş, öylesine bi selam, öylesine bi söz, öylesine bi hal, öylesine bi tavırdır. Bırak öylesine olsunlar, ne ne gerek senin anlam yüklemek, "sen kim köpeksin?" de anlam yükliceksin. Sen de haklısın. Sen de nasrettin oldun her boka haklısın. Bu arada nasrettin ney yaa, öyle isim mi olur be hoca.

çok sıkılıyorum günlük bozuntusu.

günün anlam ve önemine ithafen bir şarkı: 

1 Mayıs 2014 Perşembe

sevgili günlük

bugün uyandım, elimi yüzümü yıkadım, bi kahvaltı, sonra çıktım evden, dekor mekor, onları taşı yerleştir geyik muhabbet derken akşam oldu. "akşam gidiyoz mu?" günlük. neyse günlük pek diceğim bişey yok, bugün de kayda değer bişey olmadı.

ortaokulda türkçeçi (türkçe alıp satan kadın/erkek) günlük yazdırırdı. tarihi atar sonra uyandım okula gittim geldim uyudum kayda değer bişey olmadı yazardım. bir ortaokul bebesinin kayda değer neyi olcak günlük. o günlerden yazar olamayacağım belliydi, bak amına kodumun günlüğü iyi bir yazar demiyorum, alelade bi yazar bile olmaz benden. üşengeç adamdan bi bok olmaz günlük. insan üşendi mi hoşlandığı insanın peşinden gidesi bile gelmiyo. allah kimseyi üşendirmesin.

neyse yine ortaokulda, ramazan ayında bana mektup yazıp aşkını ilan eden kızın mektubunu, iftardan sonra 3 arkadaş okumuştuk, sonra kıza olumsuz yanıt verdim, kız herkesin içinde tahtaya çıkıp önce adımı altına da seni seviyorum yazdı, utandım, yapma dedim etme dedim, dinletemedim, seni müdür müavinine şikayet ederim dedim, blöf yapıp hocanın odasına yürüdüm, blöfüm tuttu, kız tahtadaki yazıyı silmek yerine benim ismimi silip eski sevgilisinin adını yazdı.  bi kaç gün sonra mektubu birlikte okuduğum arkadaşlarımdan biri mektubu kıskanıp bu kız banada aşkını itiraf etti demişti. ortaokulda insan aşk mektubu mu kıskanır günlük. bu absürd olayla başlayan gönül meselelerimin ilerde de iyi olmayacağını ortaokul bebesi halimle kestiremezdim tabi.

bunları niye mi anlatıyorum? be ağzına sıçtığımın günlüğü sen kimsin de ben sana bişey anlatıyım, kendini nimetten mi sayıyosun canım sıkıldı yazıyorum alla allaaaa.

o zaman bi şarkı patlatalım